Ana Sayfa
Haberler
Yönetim Kurulu
 Öğretmenlerimiz
Istiklal Marşı
Etkinlikler
Türk Büyükleri
Atatürk Kimdir ?
Gelin Birlik Olalım
Biz Kimiz
Kültürümüz
Basından
Resim Galerisi
23 Nisan 2011
19 Mayıs Resimler
Video
Rastatt
Bilgilendirme
Gerekli Site
Sponsorlarimiz
Egitim
Iletişim Formu
Büro / Ulaşım
Tüzük
Ziyaretçi  Defteri

 

 OSMANLI PADISAHLARI

 

Hz. Mevlana Kimdir?

 

 


Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

 

HACI BEKTAŞ kimdir

 

      
Bismi Şah, Allah Allah
            Horasan Erimiz
            Yesevi Pirimiz
            Bektaş Veli Hünkarımız
            Haydar Sultan
            Hasan Dede, Yürük Kulu Ejdamımız
            Kadim Erenlerin demine devranına
            Hak Muhammed Ali adına hüüü!

                                                        Veyis Haydardedeoğlu

BÜYÜK TÜRK DÜŞÜNÜRÜ HACI BEKTAŞ VELİ

 

Hacı Bektaş tassavuf bilgini olması nedeniyle semavi dinler üstü bütün evreni kucaklayan heterojen bir ilke sahibi olup Türk Tassavuf düşüncesinin Piri Ahmet Yesevi’nin yetiştirdiği büyük Türk düşünürüdür.

Anadolu'ya Divanı Hikmet yani, Arap dilinden ve kültüründen arıtılmış insana odaklanmış kültür Hacı Bektaş önderliğinde gelmiş Selçuklu İmparatorluğu döneminde Anadolu toptan Hacı Bektaş dünyasına katılmıştır. Son Selçuklu hanı Ertuğrul Gazi'nin oğlu Otman Gazi, Şeyh Edi Bali'nin kızı Rabia hanımla evlilik yaptıktan sonrada Anadolu'da  1283 yılı itibariyle yeni bir harekat başlatılır, 1299 yılında da Otman Gazi önderliğinde Otmanlı İmparatorluğu Hacı Bektaş kültürüyle yaşama geçer. Dikkatinizi çekelim Otmanlı, yani Osmanlı değildir. Osman 16.yy dan sonra takma isimdir. Böylece Anadoluya yerleşen Divanı Hikmet düşüncesi 4000 yıldır Türk inancı olan altıgen ışığında; Ateş, Su, Gök (Güneş), Toprak (Yer), Akıl ve Bilimden oluşan Şamanizm, Budism, Zerdüşlük, Hrıstiyanlık, Musevilik ve İslam diniyle beraber bütün inançların harmanlanmasından yükselmiştir.

Asıl adı Bekteş’dir. Türk Dil ve Tarih Kurumunda yıllarca yönetim kadrosunda bulunmuş 12 Eylül 1980 harekatından sonrada Almanya Eğitim Senatosunda Eğitim görevlisi olarak atanan büyüğümüz Köy Ensititüsü ilk mezularından Sayın Adnan Binyazar, bu konuda 1994 yılında kardeşini görmek üzere geldiği Melbourne’de Veyis Haydardedeoğlu’nun ısrarıyla “Türk Tassavuf Edebiyatı, Anadolu Türk’leri ve Bektaşilik” üzerine konferens vermişti.

Sayın Binyazar, 16. yüzyılda başlayan İslamlaşma döneminde Türkçe kirletilmeye başladı diye söz etti. Türkçe dil kurallarına uymayan Fars ve Arapça sözcüklerle isimler değitirilidi. Türk dil kurallarında kalın sesle başlayan bir kelime veya isim kalın sesli harfle, ince sesli harfle başlayan kelime ve isimler de ince sesli harflerle bitmesi gerekirken değişime uğramıtır.

Örğ. Ana – Anne’ye, Bekteş de Baktaş’a değiştirilerek öz Türkçe kirletilip, dil kurallarından uzaklaştırılmıştır.

Şu andan itibaren ben Hünkarımıza saygılı olmak açısından hemde tarihsel bir yanlışın düzeltilmesi için Bekteş olarak hitab edeceğim. Hacı Bekteş için bir çok yakıştırmalar yapılmıştır hatta Sünnü diyen Profesörler bile çıkmıştır. Evet, 1980 yılından sonra Özal hükümeti, aniden hiç akedemik çalışması olmayan bilimsellikten uzak 40 tane profesör mezun etmiştir. İşte bunlardan birside Avustralya’ya günümüzde AKP hocası olan Fetullah Gülen düşüncesini getirmek için görevlendirilen Prof Mahmut Esat Coşan, Hacı Bekteş Makalatında Sünnü olduğunu savunmuştu. Hatta o dönemde "Akademik Olmayan Bilimselliten Uzak bir Profesörlük" başlığında Nokta Dergisine gönderdiğim yazıyı değerli yazarımız Miyase İlknur kahramanca bu dergide yayınlamıştı. Sayın İlknur'a buradan teşekkür ediyoruz. Bundan sonra da sözüm ona Profesör olan Esat Coşan'la her ne kadar görüşmek istediysem bir türlü görüşmemizi kabul etmedi. Ne varki, talih ona fazla gülmedi aradan çok geçmeden de Avustralya’da trafik kazası sonucu hakka yürüdü.

 

ANADOLUYA GELİŞİ:

Hacı Bekteş’den 15 yıl önce gelen Ahmet Yesevi’nin oğlu Haydar, Kayseri kadısına esir düştükden sonra Hacı Bekteş’e Anadolu yolu gözükmüş Haydar’ın yarım bıraktığı misyonu daha ileriye Anadolu, Balkanlar ve Arnavut’luğa kadar insan sevgisini taşıyan Hacı Bekteş düşüncesi olmuştur.

Hacı Bekteş’i Ahmet Yesevi’den, Divanı Hikmet’den ve Anadolu topraklarından uzaklaştırıp farklı zamanlarda yaşamışlardır, doğrudan ilişkileri yoktur demekle Ahmet Yesevi ve Hacı Bekteş ilişkisini Sünnü İslamın istediği gibi Sünnülük çizgisine çekmiş olursunuz. Buda Alevi felsefesi ve düşün dünyasına haksızlık olur.

Evet, bizce atalarımızdan kalan söylence Ahmet Yesevi, Hacı Bekteş’den daha önce doğmuş daha önce de hakka yürümüştür. Ancak, Ahmet Yesevi, Hacı Bekteş’e oğlu Haydar Sultan’la müsaip kardeşliği yapmasını istemiştir. Haydar'ı kurtarması için rum diyarı olan Anadoluya göndermiş ancak Haydar’ın ölümü bu dileğin yerine gelmesini engellemiştir.

Bunca yıl her araştırmacı, Hacı Bekteş Veli üzerinde araştırma yaptı fakat hiç bir akademisyen bu ikilinin ilişkisinin nereden kaynakladığına ışık tutmak için görev almadı. İste bütün bilimsel araştırmacılar için çalışma görevi. Buyurun kutsal saydığınız görev başına, araştırmanızı yapın ve bizde sizleri ayakta alkışlayalım.

Bundan böyle sözü Hacı Bekteş Veli Vakfından alınan bilgilere bırkıyorum.
Veyis Haydardedeoğlu

HACI BEKTEŞ


Bu bilgiler doğrudan Hacı Bektaş Veli Vakfı sitesinden alınmıştır.

13. Yüzyılın ilk yarısında gerek Moğol istilasının etkisiyle, gerekse başka nedenlerden dolayı Horasan’dan kalkıp Anadolu’ya gelen, Anadolu Aleviliğinin oluşumunda büyük çabalar harcayan, daha sonraki yıllarda “Horasan Erenleri” diye anılan Türkmen babaları arasında Hacı Bektaş Veli önemli bir yer tutar.

Hacı Bektaş Veli ve Anadolu Bağlantısı

Hacı Bektaş Veli, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’na başkentlik yapmış, Horasan’ın Merv, Herat, Belh ile birlikte dört önemli kentinden biri olan Nişabur’da doğmuştur. O dönemin sayılı kültür merkezlerinden biri olmasından başka, Nişabur ve çevresi, Hacı Bektaş Veli’nin doğduğu sıralarda Türkmen nüfusunun yoğun olduğu bir bölgeydi ve orada bir Türkmen pirinin kurduğu Yesevilik tarikatı büyük bir yayılma ve gelişme göstermişti. İşte Hacı Bektaş Veli, bu kültürel ve dinsel ortamda yetişmiş, Arapça ve Farsça’yı kitap yazacak kadar iyi öğrenmiş, devrinde geçerli olan bütün bilgilerle donanmıştır.

Ahmet Yesevi ve Hacı Bektaş ilişkisi

Ahmed Yesevî-Hacı Bektaş Veli ilişkisine önemli bir yer ayıran Vilayetnâme Ahmed Yesevî’den övgü ve saygıyla bahsetmektedir. Ahmet Yesevî hakkında “Doksan dokuz bin Türkistan pirinin ulusu” ve “Pirlerin piri” sözleri yer almaktadır. Vilayetnamede “Ahmed Yesevî ‘Biz yokluk yurdunda eğlenmeyiz, ahirete gideriz. Var seni Rum’a saldık, Sulucakarahöyük’ü sana yurt verdik, Rum Abdallarına seni baş yaptık’ dedi. Hacı Bektaş Veli, ertesi gün, gün doğarken Ahmed Yesevî’den izin alarak yola düştü” diyerek Hacı Bektaş Veli’yi Anadolu’ya Ahmed Yesevî’nin gönderdiği belirtilmektedir.

Hacı Bektaş Veli, Nişabur’dan ne zaman ayrıldığına yanıt verebilmek için onun doğum tarihini tam olarak bilmek gerekir.

Vilayetnâme, Hacı Bektaş Veli’nin doğum tarihini belirtmediği gibi, elimizde Hacı Bektaş Veli’nin doğum tarihini kesin olarak bildiren kaynak da bulunmamaktadr.

Vilayetnâme’nin ilk yaprağında Hacı Bektaş Veli’nin doğum tarihinin 606 (1209-10) olarak yazıldığı belirtilmektedir. Başta Alevi kaynakları olmak üzere bazı kaynaklar bu konuda 1241’den 1249’a kadar değişen rakamlar vermektedir. Onun 1281 yılında Anadolu’ya geldiğini, 1337 yılında vefat ettiğini (hakka yürüdüğü) yazarlarsa da bu bilgiler tarihi gerçeklere aykırı düşmektedir. Çünkü Hacı Bektaş Veli’nin on üçüncü yüzyılın ortalarında ölen Baba İlyas ile, 1260 yıllarında ölen Ahi Evren ve onu çağdaşı olan Kırşehir valisi Nureddin Caca ile Anadolu’da görüştüğü ve 1273 yılında ölen Mevlâna ile haberleştiği kesin olarak bilinmektedir.

Ayrıca Vilayetnâme’ye göre Hacı Bektaş 92 yıl ömür sürmüştür. Yine bu yazılı kaynaklara göre, Türkistan’da 40 yıl çile hayatı yaşayarak kamil insan mertebesine ulaşmıştır. Ölüm tarihi 1270-71 olarak kesinleşen Hacı Bektaş’ın 92 yıllık ömrü ile 40 yıllık çile hayatını birlikte değerlendirirsek onun 1178 yılı civarında doğup, 40 veya 42 yaşlarında Nişabur’dan ayrılmış olabileceğini söyleyebiliriz. Çünkü Nişabur, 24 Mart 1220 tarihinde Cebe ve Sübetay Noyan komutasındaki Moğol askerleri tarafından kuşatılmıştır. Kuşatma sırasında şehri canla başla savunan Nişaburluların attığı bir okun Cengiz Han’ın damadı Tagacar’ın canını alması üzerine gazaba gelen Moğollar, Tuli komutasındaki 30 bin kişilik ilâve bir güçle 25 Mart 1221 tarihinde şehre girmişlerdir. Şehri ele geçirdikten sonra aldıkları emir üzerine şehrin bütün yapılarını yıkarak orayı tarla haline getirmişlerdir. Moğollar sağ kalan Nişaburluları şehrin dışındaki boş alana çıkarmışlar, aralarından 400 sanatkârı seçip Türkistan’a gönderdikten sonra geri kalanları kılıçtan geçirmişlerdir.Kedi, köpek dahil şehirde hiçbir canlı bırakmamışlardır.

Hacı Bektaş Veli, Nişabur’dan ayrıldıktan sonra Hac yolunu tutmuş, Necef’e ve Kerbelâ’ya uğramış, Hac göre-vini yerine getirdikten sonra üç yıl Mekke’de kalmıştır. Anadolu’ya gelirken Halep’e uğrayarak orada bulunan kutsal yerleri ziyaret etmiştir. Oradan Elbistan’da bulunan Ashab-ı Kehf’e, sonra Kayseri’ye, Kayseri’den Ürgüp’e, Ürgüp’ten de bugün Hacıbektaş olarak bilinen Suluca Karahöyük’e gelip yerleşmiştir.

Menteş ismindeki kardeşiyle birlikte Sivas’a, sonra Baba İlyas’a yani Amasya’ya, Amasya’dan Kırşehir’e, Kırşehir’den Kayseri’ye varmıştır. Hünkar’ın kardeşi Menteş, Kayseri’den Sivas’a gittiği sırada orada şehit olmuştur. Hacı Bektaş Veli de Kayseri’den Suluca Karahöyük’e gelmiştir.

Gerek Aşıkpaşa-zâde’nin verdiği bilgilere, gerekse Eflakî’nin Ariflerin Menkıbeleri adlı eserinde Hacı Bektaş Veli için söylediği, “Baba Resul’un has halifesiydi” sözüne dayanan bazı araştırmacılar, Hacı Bektaş Veli’nin, on üçüncü yüzyılın başlarında, bazılarına göre Baba İlyas, bazılarına göre de Baba İshak tarafından düzenlenen ve uzun süren Babai İsyanı na katılmıştır. Yani Hacı Bektaş Veli’nin Selçuklu yönetimi tarafından 1240 yılında Kırşehir civarında bastırılan ve elebaşları idam edilmiş olan Babaîler İsyanı nı aktif olarak katıldığını iddia etmişlerdir. Kendisi de Türkmen babası olan Hacı Bektaş Veli’nin Baba İlyas, Baba İshak ve diğer Türkmen babalarıyla iyi ilişkiler içinde olması doğaldır. Ancak onun Babaîler İsyanı na katılmış olması zayıf bir ihtimaldir. Çünkü O, söylendiği gibi isyana katılıp canını kurtarmış olsaydı, oradan kalkıp, Suluca Karahöyük gibi her türlü saldırıya açık bir yere gelip yerleşmez, orada serbest olarak faaliyetlerine devam edemezdi. Bunun dışında Hacı Bektaş Veli’nin yaşamını ayrıntılarına kadar anlatan Vilâyetnâme’nin bu konuya kesin olarak değinmesi gerekirdi.

GAZİLİK VE VELİLİK


Hacı Bektaş Veli’nin yaşadığı dönemde Türkmen topluluklarında başlıca iki insan tipi hâkimdir: Gâzi ve Veli tipi. Bunlardan birinci gruba girenler ülkeler fethetmişler, ikinci gruptakiler ise, alınan ülkelere yerleşmeyi, yerleşik bir toplum meydana getirmeyi olanaklı kılmışlardır. İsminin sonundaki sıfattan da anlaşıldığı gibi Hacı Bektaş Veli, gazi değil veli tipine girmektedir.

Hacı Bektaş Veli, Suluca Karahöyük’e yerleştikten sonra orda bir tekke kurarak halkı eğitme ve aydınlatma faaliyetlerine devam etmiştir. Vilâyetnâme’ye göre ona bağlı 36 bin kişi vardı ve bunların 360’ı huzurunda hizmette bulunurdu. Hacı Bektaş Veli’nin halifeleri; onunla birlikte Horasan’dan Anadolu’ya gelmiş olan Sarı Saltuk Dede Rumeli’nde, Abdal Musa Sultan Elmalı’da, Karaca Ahmed Sultan İstanbul’da ve Akhisar’da, Akça Koca Akyazı’da, Barak Baba Bigadiç’te, Hızır Samut Bozok’ta Yozgat’ta, Sultan Şüca Eskişehir’de, Hacım Sultan Uşak’ta, Tapktuk Emre Sakarya bölgesinde, Geyikli Baba Bursa’da inançlarının, gelişip kök salması için çalışmışlardır.

 

 

 OSMANLI PADISAHLARI

Top